Yeni Doçentlik düzenlemesi ile ilgili genel kurul konuşması…

Posted by

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkına Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında bugün burada yaptığımız bu çalışma bir standart oluşturma nitelikli çalışmadır. Bu da kalite ve denetim için temel şarttır. Kalite, hepinizin de bildiği gibi, durağan, statik bir durum değil, dinamik bir olgudur. Bu da sürekli iyileştirmeyi gerektirir. Sürekli iyileştirme yani sürekli iyiyi arama ve bunu kalıcı bir hedef hâline getirme çabası bize hep bir Japon felsefesi olan Kaizen öğretisinden aktarıldı, sloganı da “En iyi iyinin düşmanı.”

Hayatın ve bilimin her alanında bu öğreti çalışıldı, bunun üzerinde teoriler geliştirildi. Bugün, Google Akademik’ten “Kaizen” diye bir tarama yaptığınızda birçok disiplinde, birçok alanda yüzlerce makaleyle karşılaşırsınız. Ben de bu konuda “Kaizen Maliyetleme” diye bir çalışma yaptım.

Afrin harekâtı için yolda olan bir kahramanımızın sorulan soruya yolculuğun Kızılelma’ya olduğunu söylemesi birçoğunu rahatsız etti. En acı tarafı da Türk toplumunun önemli bir kısmının Kızılelma kavramı ve onun felsefi yaklaşımından bihaber olmasıydı. Kızılelma, Türk mitolojisinde, yaklaştıkça daha iyi ve daha güzele doğru uzaklaşan, uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküler ve düşleri simgeleyen bir öğretidir. Zamanın ve mekânın ötesinde iyiyi ve güzeli hedefleyen, hedefi de sonsuz kılan felsefi bir yaklaşımdır. Güncel olması bakımından, konuya da uygun düşmesi nedeniyle bir örnek vermek istedim.

Evet, üniversite demek evrensel değerleri esas alan organizasyonel yapılar demektir. Buna bir itirazımız yok, olamaz da. Bizim itirazımız, Türk milletinin özüne ait evrensel nitelikli değerleri değer olarak dahi görmeyen anlayışadır. Bizim itirazımız, yabancılaşmayı evrenselleşme olarak dayatan çarpık eğitim anlayışınadır. Bizim itirazımız, kendi değerlerini evrensel düzeye taşıma idrakini veremeyen akademik düzenedir. Bizim itirazımız, Kaizen felsefesine göre olunca nitelikli, Kızılelma felsefesine göre olunca sıradanlık anlayışınadır, yabancılaşmış yapıyadır.

Bir örnek daha: Ahilik, 13’üncü yüzyılda Ahi Evran tarafından kurulmuştur. Temeli, bilim, ahlak ve çalışma olan bir örgüt felsefesidir. Biz, yıllarca birçok disipline uygulanmış bu Ahilik felsefesinin esaslarını bize ait olduğunu dahi bilmeden Batılı akademisyenlerin makalelerinden çeviri yaparak bilimsel eserler ürettik. Demem o ki Türk “academia”sının öncelikle kendi değerleriyle barışık hâle gelmesi, evrensel değerlerden istifade edip kendi değerleriyle de evrensel değerlere katkı sunma şuuruna ulaşmasıdır.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz tasarının ikinci bölümündeki maddelere baktığımızda, bunların aşağı yukarı tamamına yakını birinci bölümdeki düzenlemelerle ilgili uyum düzenlemeleri olduğunu görüyoruz. Değerlendirmelerimi, müsaade ederseniz, birinci bölümde yapılan düzenlemeler üzerinde yapmak istiyorum.

Bu düzenlemede yani teklifte esas olan düzenlemeleri 6 başlıkta ifade edebiliriz ki bunun birincisi, yardımcı doçentlikle alakalı; ikincisi, doçentlik unvanının verilmesi ve doçentlerin üniversite kadrosuna atanmasıyla alakalı; üçüncü başlık da Üniversitelerarası Kurulun yönetim yapısına ilişkin düzenlemeyi; yine dördüncü olarak, doktora araştırma görevlilerinin ders verebilmesine ilişkin düzenlemeyi; beşinci olarak, uzman, çevirici, eğitim ve öğretim planlamacısı kadrolarında görev yapanlara öğretim görevlisi kadrosunun verilmesi; bir de tezsiz yüksek lisans ücretlerini belirleme yetkisinin üniversitelere verilmesiyle alakalı.

Yardımcı doçentlikle ilgili düzenlemenin özünde, yardımcı doçentlik unvan ve kadrosunun adının doktora öğretim üyesi olarak değiştirildiğini görüyoruz. Genellikle burada yardımcı doçentliğin kaldırılması olarak ifade edildi. Yardımcı doçentlik kaldırılmıyor, sadece bir kadro ve unvan ismi değişikliği söz konusu. Yine, yardımcı doçentlerin atamaları üç yıl için yapılırken bu düzenlemeyle bu süre dört yıla çıkarılmış oluyor. Değerli milletvekilleri, yani yardımcı doçentlik işlevsel olarak yine burada devam edecek. Gerekçe olarak kavram üzerinde duruldu, aslında otuz yedi yıldır kullanılan bir kavramdı yani ismin değişmiş olması sınıflandırmada daha uygun oldu mu, olmadı mı, bunun da üzerinde çok fazla durmak istemiyorum.

Doçentlikle ilgili düzenlemeye baktığımızda, unvanın verilmesiyle ilgili mülakat veya sözlü sınav kaldırılıyor, kadroya atamada üniversitelere ek şart koyma imkânı veriliyor. Yalnız, bunların içerisinde üniversiteler dilediklerinde, istemeleri hâlinde, onay görmesi hâlinde bir mülakatın yapılabileceği söyleniyor yani unvan verilirken sözlü sınavı, mülakatı kaldırıyoruz ancak kadroya atanırken üniversitelerin böyle bir şart getirmesine de imkân sağlamış oluyoruz. Esasen, akademik yaşamın aslında iki önemli sınavı var; birisi, doktora yeterliktir, diğeri de doçentlik unvanında yapılan sözlü sınavdır. Bunun kaldırılması konusunda tabii, bir düzenleme yapıldı. Bizim buradaki endişemiz, özellikle kadro aşamasında yapılacak sözlü sınavla ilgili bazı endişelerimiz olabilir, bunun uygulamaya yansıması farklı olabilir. Dolayısıyla, buradan hem Yükseköğretim Kurulundan hem de Üniversitelerarası Kuruldan talebimiz, uygulamayı daha yakından takip edip ortaya çıkacak birtakım aksaklıkların giderilmesi konusunda gerekli tedbirlerin alınması yönünde.

Üniversitelerarası Kurulun Yönetim Kuruluna kavuşturulması konusunu dün 3’üncü maddede ben detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştım. Araştırma görevlilerinin ders vermesi hususu bazı yerlerde, özellikle de taşrada gerekli olabilir ancak biz yine Milliyetçi Hareket Partisi olarak doktor araştırma görevlileriyle ilgili aslolan, bunların ders verebilmeleri imkânına kavuşturulması değil, bunların yardımcı doçentlik veya yeni düzenlemeyle doktor öğretim üyeliği kadrolarına kavuşturulabilmesidir.

Konunun özü şu değerli milletvekilleri: Bugün üniversitelerimizdeki akademik personelin acilen çözüme kavuşturulmasını istediği iki temel husus var. Bunlardan birincisi kadro sorunudur. Bugün doktorasını bitirmiş ancak yardımcı doçent kadrosu ilan edilmediğinden dolayı atanamayan, doçentlik unvanını almış veya profesörlükte bekleme süresini tamamlayıp gerekli şartları yerine getirmiş ama kadro ilanı yapılamadığından dolayı kadrolara atanamayan çok sayıda öğretim elemanı bulunmakta. Hatta şöyle söyleyeyim, araştırma görevlisi kadrosundayken doçentlik unvanını alıp hâlâ doçentlik kadrosuna atanamayan öğretim elemanları, araştırma görevlileri ve okutmanlar bulunmakta. Dolayısıyla ikinci önemli husus da üniversite personelinin maaş ve diğer özlük haklarına ilişkin sorunlardır.

Kariyer meslekleri içerisinde en düşük maaş alan kesim üniversite akademik personelidir. Çoğu, özellikle de sosyal bilimler alanındaki öğretim elemanlarının geçim sıkıntısı çektiklerini biliyoruz. Bunların maaşlarında ve diğer özlük haklarında iyileştirici bir düzenlemeye gidilmesi, yine özlük haklar açısından İstanbul Milletvekilimiz Profesör Doktor Edip Semih Yalçın’ın Millî Eğitim Bakanımız İsmet Yılmaz’a yazılı soru önergesi biçiminde sunduğu şekliyle, yükseköğretim personeline her ay ödenen yükseköğretim tazminatının emekliliklerine de yansıtılması yönünde bir düzenleme yapılmasını da Milliyetçi Hareket Partisi olarak talep ediyoruz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir